Bu yıl I. Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümü. Dünyalı’da bu nedenle dosyamızı savaş ve barış konularına ayırdık. Geçen zamanda yaşananlardan ders almamış olacağız ki -her savaş gibi- acı sonuçlarla noktalanan bir dünya savaşı ve onu  izleyen sayısız savaş yaşadık. Bitti mi? Elbette hayır. Savaşlar sürüyor, insanlar hırsları uğruna savaşmaya devam ediyor; bir tanesinin soluğu yanı başımızda… Blogcu Anne Elif Doğan’ın gündeminde de savaş var.  Doğan, çocuklarına kapımızın hemen dışında tetikte bekleyen savaştan söz edememenin ağırlığıyla savaşı konu ediyor bu kez.

Elif Doğan’ın tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

‘Savaş’ denilince aklına Körfez Savaşı denilen nesildenim ben. Hani şu 1990’da Amerika’nın Irak’ı işgalini ailecek, canlı yayında seyreden… Simültane tercümenin ne olduğunu CNN’deki canlı anlatımı kelimeleri uzata uzata çeviren kadından öğrenen… Özel televizyon kanalı hafızasında Star, Star ise naklen savaş kanalı olarak yer eden ben.

14 yaşında bir çocuktum o zamanlar. Şimdi çok uzaklarda kalmış gibi görünse de, Türkiye’yi de savaşın içine çekmek için Saddam’ın hemen yanı başımızdaki İncirlik’i bombalama ihtimali hiç de az görünmezdi o zaman gözümüze. Biz Mersin’de nispeten daha korunaklıydık ama Adanalı arkadaşlarımızın yapabilenleri evlerini bırakıp Mersin-Silifke tarafındaki yazlıklarına göç etmişlerdi.

O zamanki atmosferden nasıl etkilendiysem, Türkiye’nin savaşa girmesinin an meselesi olduğunu düşünüyordum. En büyük endişem babamı askere almalarıydı. Çocuk aklımla kendi kendime senaryolar yazıyor, korkuyordum.

Savaşı en yakınımda hissettiğim dönemdi bu. Benim için bu kadarla kaldı, ancak anneannem ekmeği karneyle aldıklarını,  büyükbabam ise kendisi henüz birkaç aylıkken babasının Kurtuluş Savaşı’nda şehit olduğunu anlatırdı. Savaş, birkaç nesil ötemde ama aslında hâlâ içimizde, geçmişimizdeydi. Kimin değil ki?

Aradan seneler geçip Orta Doğu’nun haritası değişse de savaş ortamı değişmedi. Yanı başımızdaki katliamlar sürekli birbirini izledi. Suriye’den kaçıp gelip sokaklarımızda dilenen ailelerle, Kobane’de olup bitenlere dur demek için sokağa dökülenlerle birlikte bizler de savaşın tanıklarıyız artık.

Tabii çocuklarımız da… Okula gidip gelirken, çay içmek için oturduğumuz bir pastanede ya da oyun oynamak için gittiğimiz çocuk bahçesinde, uzaklardaki evini bırakıp dilini bilmediği bir memlekete gelerek dilenen, mendil satan ve bir çocuğun yapmaması gereken şeyleri yapıp yapması gerekenleri yapamayan çocukları, çocuklarıma nasıl açıklayacağımı bilmiyorum.

İnsanın doğasında mı var savaşmak, yoksa ahlak gibi, vicdan gibi öğrenilen bir şey mi bilemiyorum ama çocuklarını mümkün olduğunca barış yanlısı yetiştirmeye gayret eden bir anneyim. Her ne kadar ebeveynlik yolculuğumun başındaki “Çocuğuma zinhar oyuncak silah almayacağım!” yeminlerimi çiğnediysem de annelik felsefem hala “evde barış, dünyada barış.” Buradan hareketle farklılıklara saygı duyan, insanları iyi-kötü insan dışında hiçbir türlü ayrıma tabi tutmayan bireyler yetiştirmek gayretindeyim.

Çocukları cam fanusta büyütmememiz gerektiğinin, dahası, büyütemeyeceğimizin farkındayım. Ancak kendime bile açıklayamadığım şeyleri çocuklarıma anlatmakta çok zorlanıyorum. İnsanlar neden birbirlerini öldürür ki? Kötülük neden var?

Biliyorum, savaştan uzak bir gerçeklik, en azından bizim bulunduğumuz coğrafyada, en azından kısa vadede olası değil. Buralarda yaşamak demek, yakınımızdaki katliamlardan er ya da geç, bir şekilde haberdar olmak ve hatta vebalini hissetmek demek.

16 yaşındaki Gazze’li Farah, bombalama sırasında yaşadıklarını an be an Twitter’dan aktararak korkusunu paylaştı:  "‘Burası benim bölgem... Ağlamayı durduramıyorum. Bu gece ölebilirim..."

16 yaşındaki Gazze’li Farah, bombalama sırasında yaşadıklarını an be an Twitter’dan aktararak korkusunu paylaştı:
“‘Burası benim bölgem… Ağlamamı durduramıyorum. Bu gece ölebilirim…”

Hoş, artık sosyal medya sayesinde dünyanın herhangi bir yerindeki savaşı ‘takip edebilmek’ de mümkün. İsrail’in geçtiğimiz aylarda Gazze’ye düzenlediği bombardımanları Twitter hesabı olanlar canlı yayında ‘izledi’; benim Körfez Savaşı’ndaki yaşım kadar çocukların dünyanın diğer ucundan insanlardan yardım ve barış çağrılarına şahit olduk.

Dünyalı’nın bu ayki dosya konusu ‘Savaş ve Barış’. Bizim evdeki iki çocuktan Dünyalı’nın yaş menziline gireni dosyayı okudu, sorular sordu bana. Ben, çok çok eskiden olan savaşları konuşurken, Ghandi’nin kim olduğunu açıklarken şimdi kapımızdaki savaştan pek bahsedemedim ona ve bu yazı için yukarıdaki fotoğrafı ararken görüp de beni, fotoğraftaki kızın kim olduğunu sorduğunda 16 yaşında bir kız çocuğu, evini bombalıyorlardı, o da çok korktuğunu söylüyordu,” diyemedim…

“Ne kadar güzel gözleri var değil mi?” diyebildim sadece…