Blogcu Anne Elif Doğan, bu sefer Dünyalı’nın 6. sayısındaki “Eyvah, Okul!” dosyasından yola çıkarak okulu sorguluyor; okullara bakış açısının son senelerde ne çok değiştiğinden söz ediyor. Hayat ne okulla, ne de okulsuz mümkün galiba. Elif Doğan’ın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Öyleydi böyleydi derken bir yaz tatilini daha geride bıraktık. Eylül başından beri açılan özel okullara 15 Eylül’de devlet okulların da katılmasıyla birlikte ‘artık herkes okuluna döndü.’

Dönsün de zaten… İlk üç gün yaz tatilini ben de desteklemiştim ama ondan sonra içinden çıkılmaz bir hal aldı. Hem okul dediğin, hayatın bir parçası değil mi? İnsanoğlu ilk çağlardan beri okula gitmiyor mu?

Aslında pek de gitmiyor. Okulun, endüstri devrimiyle hayatımıza giren bir müessese olduğunu artık çocuklar bile biliyor. Bunu mecazi anlamda söylemiyorum, gerçekten de biliyor çocuklar… Dünyalı’nın bu ayki sayısındaki ‘Eyvah, Okul!’ dosyasıyla çocuk okurlar da okulun insanlığın başlangıcından bu yana var olan bir kurum olmadığını, sonradan uygulamaya konulan bir ‘eklenti’ olduğunu öğrenmiş oldular.

Okula inanma 1

Dünyalı’nın “Eyvah, Okul!” dosyasındaki “Taş Devrinden Günümüze Okul” bölümünden bir sahne

Biri ilkokul üçüncü sınıfta, biri anaokulunda okuyan iki çocuk annesi olarak okullara bakış açım son senelerde çok değişti. Çocuklarım okullu olmadan önce ‘ilim irfan yuvası’ olarak gördüğüm okullar, gerek Türkiye’deki eğitim sisteminin sistemsizlik üzerine kurulu olması, gerek ister devlet ister özel okullarda yaşanan kuralsızlıklar ve veli karmaşası ve fakat en çok da kitlesel eğitimin aslında insan doğasına ne kadar aykırı bir yöntem olduğunu fark etmemle birlikte gözümde hızla irtifa kaybetti.

“What Are Schools For (Okullar niye var?)” kitabının yazarı, ‘bütünsel eğitim’ savunucusu Ron Miller, 2005 yılında düzenlenen 1. Uluslararası Alternatif Eğitim Sempozyumu’nda modern eğitimi şöyle anlatmış:

… resmi eğitim 20. yüzyılda gelişimi sırasında gençlere modernite kültürünü benimsetmenin mekanize süreci olmuştur. ‘Mekanize’ sözcüğü ile makine-benzeri anlamını kastediyorum, mekanize bir toplum ya da eğitim sistemi verimli, düzenli ve beklenen sonuçlar verecek şekilde bir merkezi otorite tarafından yönetilir. Böyle bir sistemde, bireylerin kişilikleri, istekleri, dilekleri standartlara ve önceden belirlenmiş rollere boyun eğdirilir. Son 25 yıl içerisinde eğitim daha standart, daha mekanik hale gelmiştir ve rekabet, üretim ve karın siyasi ve ekonomik gündemine hizmet etmektedir. Mevcut sistemde gençler toplumlarında, doğal dünyada ya da maneviyat dünyasında anlamlı bağlantılar kuracak, gelişen bireyler olarak değil, akademik başarılarının öncelikle ekonomik değer taşıdığı üretim birimleri olarak görülmektedir.

Okula inanma 2

“Herkes üstün zekalıdır. Ama bir balığı ağaca tırmanabilme yeteneğiyle değerlendirirseniz bütün hayatını aptal olduğunu düşünerek geçirecektir.” A. Einstein

Ya, işte böyle… Okul denilen şey öyle sandığımız kadar matah bir yer değil aslında… Çocuklara, ebeveynlerinin ver(e)mediği değerleri, ahlakı, vicdanı verebilecek bir yer hiç değil. Ve hatta, çocuğu herhangi bir kitlesel eğitim kurumunda vakit geçiren her ebeveynin kolaylıkla görebileceği gibi, çocuğa doğru bildiğinden şüphe ettiren, onun yaratıcılığını sınırlandıran, onu ezbere alıştıran, sorgulamaktan uzaklaştıran bir niteliği de olabiliyor okulun.

Peki ne yapacağız? Türkiye’de tek temsilcisi Erkin Koray olan ‘evde eğitim/okulsuzluk’ yolunu seçip çocuklarımızı okuldan mı alacağız? Okullara karşı savaş mı açacağız? Mantıklı mı bu? Uygulanabilir mi? Uygulanmalı mı?

Bu sorulara da yanıtı şu şekilde veriyor Miller:

Modern eğitimin baskıcı tek kültürlülüğüne karşı çıkmak için insan gelişiminin farklı yönlerini araştırmalı ve insan olma özelliğimizin nasıl besleneceğini bulmalıyız. Tüm bu alternatiflerden herhangi birine diğerlerini dışlayacak kadar bağlanmamalıyız. Neden? Çünkü dünya basit ve statik değil, karmaşık ve dinamik bir yapıdadır. … Yaşamlarımız ve medeniyetimiz büyük bir evrensel evrim süreci içindedir, bu nedenle yeni yapılara, yeni anlamlara, gerçeğin yeni ortaya çıkan yönlerine yanıt verebilmek için hazır ve açık fikirli olmalıyız. … bu evrim geçiren dünyada gelişen bir genci en iyi eğitecek husus özgürlük ve yapı arasındaki dinamik etkileşimdir.

“Okul, hayatın merkezinde olmamalı,” demişti bir eğitimci dostum.

Okula çok fazla inanmamak, ama okulsuz da kalmamak… Çare, dengeyi kurabilmekten geçiyor belki de…