Az sonra okuyacaklarınız Türkiye’deki abur cubur tarihinde nostaljik bir yolculuğa çıkmanıza neden olabilir. Geçmişin abur cuburları güzel birer anı olarak kaldı; artık GDO’lar, aspartamlar, kıvam arttırıcılar var. Blogcu Anne Elif Doğan bize babaannesinin evinde içtiği gazozdan bugüne değişen abur cubur dünyasından ve ebeveyn yaklaşımlarından dem vuruyor…

Elif Doğan’ın tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

eski abur cuburlar 2Babaannemin yayladaki evinin az ilerisinde bir bakkal vardı. Yaylada geçirdiğimiz yaz aylarında, ne zaman elime üç beş kuruş geçse (ki lafın gelişi değil, harbi kuruş vardı o zamanlar!) oradan koşa koşa abur cubur alırdım.

En sevdiğim abur cubur şu tüpteki çikolatalardandı. Ahhh, ne güzeldi onlar… Galiba Çokokrem’di adı. Diş macunu gibi bir tüpü sıka sıka yer, iki dakikada bitirirdik. O olmadığı zaman 9 kat tat gofret, ya da kırmızı kutunun içindeki küçük Ülker çikolatalardan alırdım. (Anlaşılacağı gibi benim abur cubur anlayışım ağırlıklı olarak çikolata üzerine kuruluydu).

Yine babaannemin eviyle bağdaştırdığım bir başka abur cubur da gazozdu. Çamlıca gazoz. Ohhhh, mis… Ne güzeldi tadı! Mersin’in sıcağında hele, buz gibi indirirdik mideye… Babaannemin evine girer girmez buzdolabına koşardık.

İlerleyen yaşlarda Kinder sürpriz yumurtayla tanıştık. Teyzem her bize geldiğinde bana ve kız kardeşime birer tane getirirdi. Benim artık yaşım, yumurtanın içinden çıkan oyuncakla oynamak için geçmişti (ve buna isyan ederdim). Ama çikolatasını yemekten çekinmezdim.

O kadar geride kaldı ki şimdi bunlar… Sadece fiziksel/zamansal anlamda da değil üstelik, zihniyet olarak da çok farklı bir yerdeyim şimdi… Çocuklarımı bu tür abur cuburlardan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışan, haftalık çikolata-şeker tüketimlerini sayıyla düzenlemeye uğraşan bir ebeveynim. Büyükannelerin evinde abur cubur yok, gelen misafirleri de ‘lütfen çikolata/şeker getirmemeleri’ konusunda yeterince uyarmış olmalıyız ki sonuç alabiliyoruz artık.

Peki ne değişti? Çocukluğumuzda her harçlık alışımızda bakkala koşup Tipitip alan bizler hangi ara abur cubur gördüğünde sarımsak görmüş vampir gibi kaçan(*) anne-babalara dönüştük? Eskiden misafirliğe gittiğimizde ikram edilen gazozları lüp lüp içerken, ne oldu da şimdi paketli gıdaların etiketlerini okumaya başladık?

Olayın kopmasını sağlayan neydi acaba? Bir kutu kolanın içinde onlarca küp şeker olduğunu duymamız mı, yoksa yeni nesil sakızlarda, şimdi ‘beyaz zehir’ olarak anlandırılan şeker yerine, şekerden de beter olduğu söylenen aspartam kullanılması mı?

GDO muydu bizim dengelerimizi bozan, yoksa soya lesitini mi?

İp nerede koptu bilmem ama hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı kesin. Şimdiki çocuklar ne kadar harikaysa, şimdiki abur cuburlar o kadar kötü.

Bunda arz ve çeşit fazlasının büyük etkisi olmalı. Eskiden Nesquik denilince akla süte karıştırılan çikolatalı bir toz gelirdi. Şimdi gofretinden kahvaltılık gevreğine, çikolatasından kutu sütüne kendi başına küçük bir sektör haline geldi.

Mısır deyince akla darı gelirdi eskiden… Süt mısır ya da kızarmış mısır vardı. GDO’nun G’si yoktu.

Gazoz, gazozdu. Sprite’lar, enerji içecekleri, iced latte’ler yoktu.

Limonata, limondan yapılır, içine şeker katılırdı. Hazır limonata diye bir şey duyulmamıştı; olsaydı, misafire ikram etmek ayıp kaçardı.

Çay, çaydı. Anneler komşuları çağırıp, böreğin yanında sıcak çay yapardı. Çayı soğuk servis etmek söz konusu bile olamazdı; gün gelip ‘icetea’ diye bir içeceğin popüler olacağını söyleseniz size tuhaf tuhaf bakarlardı.

Pamuk şeker, elma şekeri vardı. Üstelik bunlar okul çıkışlarında satılırdı. Ancak o kadar fazla tatlılardı ki, sıklıkla tüketmek mümkün olmazdı.

eski abur cuburlar 1

Eskiden bir Tipitip vardı. Sakız deyince akla o gelirdi. Bir de Şıpsevdi. Onlar da zaten şekerliydi. Aspartam mı? O da neydi? Bir uzay kıyafeti mi?

Eskiden anne-babalarımız da bu kadar çok bilmiyorlardı. Heyhat, anne-babamızın yanımızda fosur fosur sigara içtikleri, misafire gümüş sigaralıklarda sigara ikram edildiği günleri gördük biz! Ne sigaranın kanser yaptığından, ne kolanın içindeki şeker miktarından, ne de kıvam arttırıcılardan haberimiz vardı.

Öte yandan, eskiden abur cubur bu kadar fazla miktar ve çeşitte sunulmaz, çocuklara televizyon kanallarından ‘beni al’ diye bas bas bağırmaz (ki zaten çocuk televizyonu diye bir şey olmaz), bir yiyeceği yememek ‘eziklik’ sayılmazdı. Lolipop vardı, ama bakkaldaydı, doktor randevusundan çıkışta elimize tutuşturulmazdı.

İçinde benim de bulunduğum yeni nesil anne-babaların işi hiç kolay değil. Yabancı sularda, adil olmayan bir savaşta yokuş yukarı ilerlemeye çalışıyoruz. Bir yandan bu abur cuburların ne kadar korkunç ötesi felaket şeyler olduğunu okuyor, bir yandan da çocuk parklarından okul kantinlerine, doktor muayenehanesinden komşu teyzenin evine kadar gittiğimiz her yerde abur cuburlara maruz kalıyoruz. Jelibon yemesine göz yumduğumuz çocuğumuza fare zehiri yedirmiş gibi vicdan azabı çekiyor, onları zararlı yiyeceklerden uzak tutacağız diye sadece ipin ucunu değil, keçileri de kaçırıyoruz.

Aslında yine, yeni, yeniden dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: (1) Örnek olmak (2) Denge. Örnek olmak şöyle ki, ben her yemeğin yanında bir kutu kola içiyorsam, ve bir yandan da çocuğuma kolanın zararlarını anlatmaya çalışıyorsam, çocuğum ağzımdan çıkana mı inansın, mideme girene mi? Çocuklarımızın abur cubur yemesini istemiyorsak biz de yemeyeceğiz, lamı cimi yok.

Denge konusuna gelince, eğer gerçekten şekeri/çikolatayı sıfır noktasında tüketen insanlar değilseniz (ki olmak güzel bir şey), ve bunlar zaafınız olmasına rağmen sağlıklı beslenmek adına uzak duruyorsanız, ve çocuğunuz eşinde/dostunda/arkadaşına görüyor ve istiyorsa, o zaman bu tür yiyecekleri ‘yasaklı’ kategorisinden çıkarıp ‘tercih edilmeyen ama ayda yılda bir keyif için yenilebilen’ yiyecekler kategorisine koymak çocuğa otokontrol vermeye de yardımcı oluyor. ‘Çikolatanın tadı güzel ve seviyoruz ve fakat her zaman yemiyoruz çünkü bizim için iyi değil.’

Kolay değil bu dengeyi tutturabilmek, hele de sağdan soldan, her türlü medya aracı, market, okul kantini ve mağazadan adeta dışarı akan renkli şeker ve abur cubur sağanağı altında… Ama ben inanıyorum ki, çocuklar ne görüyorlarsa onu alıyorlar ve bugünkü yatırımlarımız uzun vadede işe yarayacak, her ne kadar bazen boşa kürek çekiyormuşuz gibi hissetsek de…

Şimdi izninizle ben çocuklarıma Kinder sürpriz yumurta almaya gidiyorum. Belki kendime de bir tane alır, oyuncağıyla da oynarım!

(*) Sarımsakgörmüş vampir gibi kaçmak: Çok korkmak