aytul akal

Aytül Akal

Çocuk kitapları yazarı Aytül Akal, kitaplarla nasıl tanıştığını, çocukluğunun vazgeçilmezi Doğan Kardeş dergisini ve dergi için ablasıyla giriştiği tatlı mücadeleyi anlattı.

Annem, listelerimizi elimize tutuşturup ablama bir miktar para verdi, bizi kitapçıya yolladı. Birinci sınıfa başlayacaktım. Ablam benden iki yaş büyük olduğu için, ondan kalan alfabeyi kullanacaktım ama yine de eksik şeyler vardı, onları tamamlayacaktık. Ablam da kendine üçüncü sınıf kitaplarını alacaktı. Birlikte İzmir Karşıyaka’da Kemalpaşa Caddesi üzerindeki tek kitapçının yolunu tuttuk. Hepi topu üç-dört metrekarelik bir müşteri alanı olan kitapçı öyle kalabalıktı ki, ikimizin birden içeriye girebilmesi olanaksızdı.

“Sen dışarıda bekle,” dedi ablam bana. Benim listemi de aldı, içeriye girdi.

Küçük, minicik bir köpekti. Nereden geldi, kimden kaçıyordu, hiç anlamadım. Yanımdan koşarken birden zıpladı, dizimin hemen altından ısırıverdi. Çevre esnafı tarafından yakalanıp hastaneye teslim edilen köpeğin, daha sonra kuduz olduğu ortaya çıktı.

dogan kardes_2Bir kitapçı dükkanıyla ilk ilişkimin birinci sınıfta, kapısında heyecanla kitaplarımı kucaklamayı beklerken kuduz bir köpek tarafından ısırılmak olması, kitapçılara karşı bir fobi, kitaplara bir kırgınlık yaratmadı bende. Hatta karnımdan yapılan yirmi dört kocaman kuduz iğnesi için babamla birlikte devlet hastanesine giderken bile kitaplara küsmek aklımın ucundan geçmedi. Aksine, merak içindeydim. Ne vardı içlerinde? Hele postacının her ay ablama getirdiği dergi, acaba neler anlatıyordu?

Okul öncesinde tek bir kitabım olmamış, kimse bana kitap okumamıştı. Belki bu yüzden olsa gerek, postacının kapımıza kadar getirdiği Doğan Kardeş dergisini çok merak ederdim. Ablam, dergisi gelir gelmez okumaya sarılırdı. Beklerdim. O bitirip bir kenara koyunca, sıra bana gelir, derginin sayfalarını çevirip resimlerine bakardım.

Yıl, 1958… Birinci sınıfta okumayı öğrendiğimde, artık Doğan Kardeş benim de dergimdi. Postacıyı ilk kim görecek, dergiyi elinden kim kapacak diye ablamla itişip kakıştığımız olurdu. “Ama abonelik benim üzerime!” diye derginin kendisine ait olduğunu savunup ilk okuma hakkını ablam alırdı. Ben ablamı atlatmak için postacının yolunu gözler ve onu merdivenlerde yakalardım. Eve dönersem ablam elimden alır kaygısıyla, taş basamakta oturup sayfalarını çevirmeye başlardım. Yaşasın, ilk ben baktım Doğan Kardeş’e, ilk ben dokundum dergiye…

dogan kardes_5Bazen ablamla aramızda tartışmaya, dergiyi çekiştirmeye başlardık. O zaman annem elimizden alır, “Uslu durmazsanız, bugün size dergi yok,” derdi. Sonunda sırayla okumayı öğrendik. Bir öykü o okuyacak, bir öykü ben.

Doğan Kardeş’in formatı, kapakları, iç sayfalarının resimleri, sütunları, hâlâ belleğimde pırıl pırıl durur. Hatta bazı öykülerini bugün bile baştan sona hatırlıyorum. Kim bilir kaç kez evire çevire okumuşluğum vardır o öyküleri; dergi kullanılmaktan parçalanıncaya kadar okumuşluğum…

Bana okumayı sevdiren, merak, heyecan, eğlenceyi bir arada sunan ve hep minnetle andığım dergiden bir tanecik olsun saklamak niye aklıma gelmemiş? Adı üzerinde, gerçekten de çocukluğum boyunca bana “kardeş” olmuştu o dergi… Sahaflarda gözüm Doğan Kardeş’i arar hep, ama 2008’den sonra çizgi romana dönüşen tuhaf bir yabancıydı artık o. Okurunu sözcükleriyle sarıp sarmalayan o sıcacık öykülerinden eser yoktu.

O sıcaklık, o sevgi mi yıllar sonra bana onlarca öykü yazdıran? Kim bilir…

Yazardan notlar

 Kaynak: Vikipedi