Ege Erim, Dünyalı Dergi’nin Nisan sayısındaki  Düşünce Balonu köşesinde batıl inançları ele aldı. Sizi bilmiyoruz, ama biz Dünyalı Dergi’yi okuduğumuzdan beri batıl inançlar hakkında düşünüyoruz. Kara kedi görünce irkilenlerden misiniz? Yoksa nazar boncuklarının palavradan başka bir şey olmadığını düşünenlerden mi? Siz batıl inançlarına sıkı sıkıya bağlı olanlardan mı, yoksa batıl inançlara gülerek yaklaşanlardan mısınız? Aslında bilerek ya da bilmeyerek bazı etkilere maruz kalıyoruz. İtiraf edin, ayna kırdığınızda içinizde bir yerlerde bir ses taa derinlerden “İşte şimdi hapı yuttun, bu yedi sene uğursuzluk demek!” diye seslenmedi mi size?

Şaka bir yana, bazı inanışlar kültürümüze o kadar işlemiş ki, bunlar artık normal hayatın bir parçası haline gelmiş. Blogcu Anne Elif Doğan da işte bu her gün karşılaştığımız, artık hepimize tanıdık gelen batıl inançlara dair gözlemlerini yazdı Dünyalı Blog için.

Elif Doğan’ın tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

batil inanc 2

İllüstrasyon: Ezgi Keleş

Dünyalı Dergi bu ayki sayısında batıl inançları kaleme almış. Ne eğlenceli bir konu!

Ben batıl inançları fazla olan bir insan değilim. Kara kedi gördüm mü diğer kedileri nasıl seviyorsam onu da severim. Baykuşun uğursuzluk getirdiğine inanmam. Merdiven altından geçerim. Batıl inançlarla ilişkim genellikle ‘nazar’ ekseninde tarif edilebilir.

Batıl inançlarla ilk imtihanım çocukluk yıllarıma denk gelir. Ne zaman çoluk çocuk torun tombalak bir araya gelsek anneannem üzerlik yapardı evde… Üzerlik otunu bir tavada yakarcasına kavurur, bizi ayağa dikip bir yandan dualar okurken bir yandan dumanı tüten tavayı bacaklarımızın arasında sallardı. O kokuya bayılırdım ben, hala da çok severim. Olsa da koklasak…

Lise yıllarımda ellerimde siğil çıkmaya başladı. Neden olduğunu bilmediğimiz gibi (kimi kurbağa ellemekten olur derdi ama ben kurbağayı bırak ellemeyi, göz göze gelmeyi bile tercih etmezdim) nasıl geçireceğimizi de bilemedik. Doktora da gittik, ilaç da sürdük, ne yaptıysak yok edemedik siğilleri…

Benim siğillerim geniş ailemi de germişti. Herkes bir çözüm bulmaya çalışıyor, her kafadan bir ses çıkıyordu. En nihayetinde, babamdan gizli (böyle şeylere hiç inanmaz ve kızardı) bir şekilde, sırf ‘yapmadık’ dememek için yengemin peşine takılıp gittik bir hocaya… Hoca okudu, üfledi, parmağını yalayıp tükürüğünü siğilli parmaklarıma sürdü (yazar bu anı hatırladıkça fena olmaktadır) falan derken, bir müddet sonra sonra siğiller hakikaten yok oldu!

Bir yirmi sene kadar ileriye saralım…  Küçük oğlumun saçlarının kenarlarında, önce isilik gibi başlayan, sonra pul pul olup dökülen bir deri olayı oldu. Karşılaştığımız birkaç doktora sorduk, kimisi dermatit dedi, kimi alerji dedi. En sonunda dermatoloğa gittik, nevus comedonicusdenilen bir cilt olayı olduğunu söyledi. Kendi kendine geçebileceğini, belki de geçmeyebileceğini, geçmezse ilaçla geçici tedavisi olduğunu, ancak bebeklerde uygulanmadığını, kalıcı tedavinin lazerle yapıldığını, bebeğim büyüyene kadar geçmeyecek olursa o zaman lazer düşünülebileceğini söyledi. Özetle biz sıfıra sıfır elde var sıfır şeklinde çıktık dermatoloğun muayenehanesinden.

Çıkışta bir aile dostumuza uğradık. Sohbet muhabbet derken, doktorun dediklerini anlattık. Baktı bebeğimin yüzüne, “A-aaa, dermağ ayol bu. Ben buna okurum, yazarım, geçer” dedi.

Olurdu, olmazdı, çocuğun kafasına tükenmez kalemle yazılırdı, yazılmazdı derken baktım, babası da etrafta yok, “Yaz gitsin” dedim. Bıdı bıdı bir şeyler söyledi, dualar okudu, bebeğimin alnına tükenmez kalemle bir şeyler çiziktirdi, “Bak görürsün, geçecek” dedi.

Ve nitekim, aradan ben diyeyim üç, siz deyin beş gün geçti, geçmedi, bebeğimin kafasındaki pütürler önce düzleşti, sonra yok oldu!

batil inanc 1

İllüstrasyon: Ezgi Keleş

Ben tüm bunları nefes kuvvetinden ziyade pozitif enerji ile açıklamayı tercih ediyorum. Tüm bunlara ‘tesadüf’ diyecek kadar yalın değilim, az bir duygusallık katmak istiyorum. Gerçekten de bazı insanların bir şekilde enerjilerini kullanabildiklerini ve başkalarına aktarabildiklerini düşünüyorum. Evrenin gücü… Kelimelerin gücü… “Secret.” Karma… ‘The Force’. Neyse işte…  Bir şeyi çok iste, gerçekten iste, evrene gönder, olsun. Bunu yapabilenler var, bence…

Hatta ben bile bir seferinde –istemeden- yapmış olabilirim. Daha doğumuma bir ay olmasına rağmen “Salı günü oyun grubuna geliyor musun?” diye soran arkadaşıma “doğurmazsam gelirim” diye şaka yapmıştım. Onlar Salı günü çocuklarla üst üste blokları koyarlarken ben doğumhanedeydim!

Öte yandan babamın küçükken bize akşam saatlerinde sakız çiğnetmemesinin ne gibi bir pozitif enerjisi, nasıl bir karması var, hala bilebilmiş değilim.

Yine de, nazar boncuğu benim vazgeçilmezim. Köpeklerimden bebeklerime kadar hepsine taktım, hala da evimin girişinde bir tane asılıdır. Tedbiri elden bırakmamak lazım, ne olur, ne olmaz… ;)