Çocukların yetişkinler gibi çalışmaya zorlanamayacağı, eğer çalışmak zorundaysa çocuğun sağlık ve eğitim haklarının ihlal edilemeyeceği açıkça belirtilmiş olduğu halde, çocuklar tehlikeli ve sağlıksız işlerde çalıştırılıyor. Tudem markasıyla yayınlanan Yapboz Çocukları adlı kitabında okuru çocuk işçilerin dünyasına götüren usta yazar Mehmet Atilla, bu kez meseleyi kurgu dışı bir yazıyla ele alıyor.

Bazı cümleler kolay kurulur, fakat içini doldurmak düşündüğümüzden de zor olur. Gerçekliğin yüzünün değişken olması bir yana, ona hangi açıdan ve ne kadar içtenlikle yaklaşıldığı da önemlidir çünkü. Çoğu zaman üzerinde uzlaşıya varıldığına inandığımız değerler, yaşama geçirilirken birdenbire aşınmaya uğrarlar ve eksenlerinden çok uzak noktalara savrulurlar. “Çocuk hakları” konusu da bunlardan biridir ne yazık ki. Gerek küresel, gerekse yurt içi düzlemlerde imzalanan sözleşmeler ve varılan anlaşmalar, 18 yaş altındaki her bireyin çocuk olarak kabul edilmesi gerçeğinin altını çizer. Ancak bu uzlaşıların genellikle sağlık ve eğitim hakkına indirgendiğini, çocukların öteki haklarının ise yeterince önemsenmediğini vurgulamak zorundayız. Çocuğun her türlü şiddetten, sömürüden, ilgisizlikten korunma haklarının da olduğu, hatta oyun ve tasarım haklarının da canlı tutulması gerektiği genellikle göz ardı edilir. İşte bu çarpıklığın belki de en acı sonucu, “çocukların çalıştırılması” olgusudur.

Oysa Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nin 9. maddesi, çocukların hiçbir şekilde ticaret ögesi yapılmamasını; ayrıca fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmamasını gerekli kılmaktadır. Gelgelelim madalyonun öteki yüzü bambaşkadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yayınladığı 3. Küresel Rapor’a göre, dünyada 5-17 yaş aralığında ekonomik faaliyetlerde bulunan çocuk işçilerin sayısı 352 milyondur. Kolayca tahmin edilebileceği gibi bu çocukların hemen hepsi azgelişmiş ülkelerde yaşamaktadır.

cocuk3Türkiye’deki fotoğrafa gelince… Yazıyı rakamlara boğmamak için sonucu kestirmeden söyleyelim: Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ülkemizde yaklaşık 1 milyon çocuk çalışmaya zorlanmaktadır. Bunların çalışma alanları ise tarım, sanayi ve hizmet sektörleridir. Yapılan araştırmalar, çocukların büyük bölümünün aile bütçesine katkıda bulunmak, bazılarının da meslek sahibi olmak amacıyla çalıştıklarını göstermektedir. Bir türlü durdurulamayan iç göç, çarpık kentleşme, işsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizlik, çocukları erken yaşta para kazanmaya yönlendirmekte, kimi zaman da kendilerini paranın büyüsüne kaptıran çocukların yaşamın öteki alanlarına sırt çevirmelerine yol açmaktadır. Bu arada kayıt dışı ekonominin yaygınlığı ve taşeronlaşma da çocukların çalıştırılması için uygun bir ortam yaratmaktadır.
Genel görünüm budur. Fakat işin ayrıntılarına girince karşımıza sorunun uzantıları (yarım kalan eğitim yaşamı, ucuz iş gücü, iş kazaları, meslek hastalıkları ve suç oranlarındaki artış gibi olumsuzluklar) da çıkmaktadır. Mevsimlik tarım işçileri olarak yılın 5-6 ayını evlerinden uzakta geçiren ailelerin çocukları da bu sürüklenmeden pay alarak kendilerini “yazılı çocuk haklarının” tam tersi bir ortamda bulmaktadırlar. Sokaklarda çalışmaya zorlanan çocuklarda ise durum daha iç yakıcıdır. Sanıldığı gibi bu çocuklar kimsesiz de değillerdir aslında. Ya anne babaları ya da çete reisleri tarafından satıcılığa ve dilenciliğe zorlanmakta, kazandıkları paralara yetişkinler tarafından el konulmaktadır. Çok zor koşullarda yaşadıkları için de uyuşturucu kullanımı, hırsızlık ve cinsellik içeren suçlarla sık sık yüz yüze kalmaktadırlar.

Şimdi bütün bunları çocuk hakları kavramıyla nasıl bağdaştıracağız? Birçok ülkede çocuklara verilen değer, yaşama tam olarak geçirilemediğine göre yasaların, yönetmeliklerin ve sözleşmelerin içini tam olarak dolduramıyoruz demektir. Uluslararası Çalışma Örgütü, 12 Haziran gününü “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Çocuk işçiliği sorunlarına küresel ölçekte dikkat çekilmesi, dünya kamuoyunda bilinç yaratılması amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ülkemizde de benzer etkinlikler yapılmaktadır.

Kuşkusuz ki anlaşmaların tarafı olmak, altlarına imza atmak ciddi bir adımdır. Fakat bu tür sözleşmelerden sonuç almak için ayrı bir “içtenlik ve duyarlılık” da gereklidir. Bunun en kestirme yöntemlerinden birinin de sanatsal etkinlikler olduğu ortada. Sorunlara ilgi çekmek, toplumda gönüllülük oluşturmak için sinema, edebiyat, müzik, resim vb. dallarda yapıtlar üretilmesi konusunda hem devletlerin hem de bireylerin el ele vermesinde yarar vardır. Bu açıdan bakıldığında sanatçıların yükümlülüğü hiç de az değil.

Çocuklar için anlaşmalar önemli, sözleşmeler değerli; fakat bunların kanlanıp canlanması için sanatsal emek de önemli. Yazılı kurallara ruh katan iksir orada çünkü.

Mehmet Atilla

Çocuk Hakları posterini indirmek için tıklayın.