Hadi en baştan bir konuda anlaşalım ve çığlıkla ilgili önyargılarımız bir yana bırakalım. Daha doğduğumuz anda basmıyor muyuz çığlığı? Demek  ki hepimiz hayatımızda en az bir kere gürül gürül bir çığlık koyvermişiz.

1951’den beri sesi kesilmedi: Wilhelm Çığlığı

Her şey 1951 yapımı Distant Drums filminde Er Wilhelm’in bir timsah saldırısına uğradığı sırada çığlığı basmasıyla başlamış.  Bu çığlık efekti sonradan Hollywood’da öyle tutmuş ki, filmlerde her düşene, her vurulana illa bir Wilhelm çığlığı attırmak şart olmuş. Yüzlerce filmde yaygara koparan Wilhelm’e Disney animasyonlarından Star Wars filmlerine, Matrix’ten daha pek çok başka filme uzanan geniş bir yelpazede rastlamak mümkün.

Wilhelm adeta aramızdan biri. onun sesini duymayanımız kaldı mı acaba? İşte size bir Wilhelm seçkisi…

Öğrenciler çığlık, pardon, stres atıyor

Çığlık bu, hafife almayın. Hayatı kolaylaştıran bir yetenek. Gevşetir, rahatlatır. Sinirinizi atar. Heyecanınızı yatıştırır.
Mesela Uppsala’daki üniversite öğrencileri her gece cama çıkıp çığlık atarak stres atıyorlarmış. Dünyanın bin türlü hali var. Bu da böyle bir gelenek işte, ne diyelim.

Galeride çığlık sergilemece

Çığlık sanatı diye bir şey var. Sahiden var. Yok, Edvard Munch’un ünlü “Çığlık” tablosundan söz etmiyoruz. Galeride çığlık atmaktan söz ediyoruz. Mesela Yoko Ono vaktiyle bir galeride izleyici karşısına geçip çığlığını “sergilemiş”. İnanmıyorsanız dinleyin.


Böyle de sanat mı olur diyenler, dahası var. Koreli ressam Kim Beom tuvallerini adeta çığlığının titrşimleriyle örmüş, dokumuş!

Papağan yanında çığlıktan kaçınınız!

Ama yine de siz siz olun çığlık atarken etrafınızda Harley gibi papağanların olmadığından emin olun. Ee komşulara da yazık!