İster çok uyuyan biri olun, ister hep uykusu kaçan biri, ister çocuğunu uyutmakta zorlanan biri olun, ister çocuksuz biri… Bu uyku meselesi gündeminizde hep vardır, değil mi? Blogcu Anne Elif Doğan bu yazısında bizlere uykuyla ilişkisini ve çocuklarının uykuyla kurduğu ilişkiyi nasıl biçimlendirdiğini anlatıp, deneyimlerini paylaşıyor.

Elif Doğan’ın tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Uyku eğitimi yeni nesil anne-babaların bir numaralı gündem maddesi. Girin bakın bütün anne bloglarına (benimki de dahil), bütün forumlara, 0-3 yaş döneminde en çok konuşulan konudur uyku. Uyku eğitimi ne zaman verilmeli, nasıl verilmeli? Çocuğu ağlatmalı mı, yoksa yatır-kaldır mı yapmalı? Kaç aydan itibaren kesintisiz uyku uyumalı? Gündüz uykusunu ne zaman bire indirmeli, ne zaman bırakmalı?

butun istegimiz uyku 1Yeni ebeveynleri en çok düşündüren uyku konusu, kültürümüz genelinde, çocuğun ihtiyaçları sıralamasında yemek yedirmek ve giydirmekten sonra geliyor. Çocukların her ahval ve şerait içinde (ama reklamları seyrederek ama kaşıkla peşinden koşarak) yemek yemesi birinci gayemiz. Ve ‘aman üşümemesi’, kat kat giydirilmesi ikinci olmazsa olmazımız.

Bu sebeple değil mi ki yazlık yerlerde, orada burada, gecenin ilerleyen saatlerine kadar ortalıkta koşturan çocuklar görürüz? Hafta arası akşam saat 9 buçuk 10’da üstelik de dizi yayını sırasında ekranın altından geçen bir banttan çocuklara ‘Haydi bakalım uykuya’ çağrısı yapılması biraz tuhaf değil mi sizce de?

Ben anneliğimin başından beri uyku konusunu çok ciddiye aldım. Aslında bilinçli bir tercihten ziyade bir zorunluluktu bu: Ben uykusuzluğa dayanabilen bir insan değilim. Arkadaşlarla Scrabble oynarken sıra her benden geçtiğinde bir dahaki sırama kadar uyumuşluğum, diskoda kulakları sağır eden müzik sırasında banka kıvrılıp uyumuşluğum, doğum sırasında iki kasılma arasında uyumuşluğum var. O uyku geldi mi uyunacak arkadaş!

Hal böyle olunca çocuklarımın uykusunu da çok ciddiye aldım. Küçük yaşlarından itibaren bir rutin oturtmaya çalıştım, uyku saatlerine hep özen gösterdim, o saatlerde dışarıya çıkmadım, eve misafir almadım, alacaksam bile “N’olur çocuğu biraz geç yatırsan?” diyenlere “Ertesi gün siz ilgilenecekseniz hay hay,” dedim, bugün yeterince uyunmayan uykuların yarın burnumdan gıdım gıdım geleceğini bildim.

Uykunun vücuda borçlanılan bir şey olduğunu öğrendikten sonra bu konuya önem verdim. Herhangi bir sebepten çocuk bir gün az uyumuşsa ertesi gün erken yatırarak o uyku açığını kapatmasına uğraştım. “Geç yatır geç kalksın,” diyenlere “Asıl erken yatan geç kalkar,” dedim; “Bunda uyuyacak göz yok,” denilen çocuğun aslında ‘uykunun başına vurması’nın sözlük karşılığını yaşadığını bildim.

Uyku yemekten bile önce geldi benim için. Yeri geldi çocuklarım uyuyakaldıklarında yemek yemeleri için uyandırmamayı tercih ettim; arabada uyuyakaldılarsa uyanmalarını bekledim; çünkü eskiler “Uyusun da büyüsün” demişlerdi, “Yesin de büyüsün” dememişlerdi.

Bütün bunları çocuğumdan da ziyade aslında kendim için yaptım ben. Çocuk uyumalıydı ki ben uyuyabilmeliydim, yoksa dolunayda kurt anneye dönüşmem işten bile değildi.

butun istegimiz uyku 2Uykunun, sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de önemli olduğunun kabul edildiği bir dünyada yaşamak isterdim. Meksikalıların ‘siesta’sı lüks değil, gereklilik aslında; hangimiz gün ortasında yapılan 10-15 dakikalık bir şekerlemenin verimliliği nasıl da arttırdığını inkar edebilir?

Uykusuzluğun bütün kötülüklerin anası olduğunu, uykusuz araba kullanmanın, alkollü araba kullanmaya neredeyse eşdeğer olduğunu biliyor musunuz? Peki hangimiz uykuya hak ettiği değeri veriyoruz? Gerek iş, gerek güç, gerek sosyal yaşantı için ilk ve en çok kıstığımız konu uyku değil mi?

Dünyalı Dergi bu ayki sayısında uykunun anatomisini ve önemini çocuk okurlara anlatmış. Çok da iyi bir iş yapmış. Anne-babaların bu işi yeterince bilmediği ya da önemsemediği göz önüne alındığında, olaya çocuklardan başlamak en doğrusu belki de…